SORULAR VE CEVAPLARLA DİYABET (ŞEKER)HASTALIĞI

  • 0 yorum
  • 1577 görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Sağlıklı Yaşam

  • '' Her Derde Deva ''
  • *****
  • 658
    • Diyabet Rehberim
SORULAR VE CEVAPLARLA DİYABET (ŞEKER)HASTALIĞI
« : 18 Mart 2018, 02:27:33 »
SORULAR VE CEVAPLARLA DİYABET  (ŞEKER) HASTALIĞI

Tip 1 diyabet genetik midir?

Daha önce belirtildiği gibi Tip 1 diyabet oluşmasında genlerin sınırlı bir
rolü vardır. Örneğin tek yumurta ikizinden birisi Tip 1 diyabet olduğunda
diğerinin olma ihtimali %50’den daha düşüktür. Eğer genlerin önemli bir
etkisi olsaydı bu oranın daha yüksek olması beklenirdi. Benzer şekilde Tip
1 diyabet olan çocukların sadece %10’nun birinci derecede yakınlarında Tip
1 diyabet görülmektedir. Günümüzde Tip 1 diyabete yatkınlık oluşturan veya
daha düşük riske neden olan genlerin neler olduğu bilinmektedir.

Çok tatlı tüketildiği için mi diyabet olunur?

Çocukların Tip 1 diyabet bulguları ile birlikte iştahları da artar ve özellikle
şeker içeren besinleri daha çok yemek isterler. Bu durum aslında kan şekeri
yüksekliğinin belli bir aşamasında idrarla glikoz (şeker) kaybedilmesine
bağlıdır. Çünkü vücut idrarla kaybedilen glikozun yerine konması için
daha çok tatlı yenmesini sağlamak üzere iştahı artırmaktadır.Bu durum
bilinmediği için birçok çocuk ve aile, şekerli besinlerin çok tüketilmesine
bağlı olarak diyabet geliştiğini düşünür; oysa bu bir neden değil, bir sonuçtur.

Diyabet bulaşıcı mıdır?

Artık bu soru pek sorulmasa da Tip 1 diyabetin veya herhangi bir diyabet
türünün bulaşıcı olmadığı kesin bir dille söylenebilir.

Tip 1 diyabetli bireylerin çocukları da Tip 1 diyabetli olabilir mi?

Tip 1 diyabetli bir babanın çocuğunun diyabetli olma olasılığı %6, Tip 1
diyabetli bir anneden doğan çocuğun diyabetli olma olasılığı ise %2’dir.
Birinci derece yakını Tip 1 diyabetli olan bir bireyin diyabetli olma olasılığı
ortalama %5’dir. Ailesinde Tip 1 diyabet olmayanlarda, Tip 1 diyabet sıklığının
örneğin ABD’de %0.3 olduğu düşünülürse, bu riskin 15 kat kadar fazla olduğu
tahmin edilebilir. Bununla birlikte bu riski bir kaygı konusu haline getirip, bir
çocuk Tip 1 diyabet olunca varsa kardeşinin kan şekerini sürekli ölçmek ya
da antikor düzeylerine baktırarak risk hesaplaması için hekimleri zorlamak
doğru bir davranış değildir. Tip 1 diyabeti önlemek mümkün olmadığı için bu
tür risk hesaplarının pratik bir yararı yoktur. Ayrıca, Amerikan Diyabet Birliği
gibi güvenilir kuruluşlar bu şekildeki risk analizlerini önermemektedir.

Anne adayının bedeni hazır olmadan (vitamin/mineral eksikliği varsa) hamile kalması diyabet oluşmasında etkili midir?

Son yıllarda bazı vitaminler, özellikle de gebelik ve bebeklik dönemindeki
D vitamini eksikliği ile Tip 1 diyabet gelişimi arasında bir ilişki olduğunu öne
süren araştırmalar yayınlanmaktadır. Bununla birlikte anne adayının vitamin
veya mineral eksikliklerinin Tip 1 diyabet oluşmasında etkili olduğunu
gösteren yeterli ve inandırıcı kanıt yoktur. Bu nedenle Tip 1 diyabeti önlemek
amacıyla gebelik döneminde ayrı bir besin desteğine gerek yoktur.

Tip 1 diyabeti pankreas hasarlanmadan önce saptamak mümkün müdür?

Evet mümkündür. Tip 1 diyabetin oluşma seyrinde ilk olarak pankreasın
adacık hücrelerine veya bu hücrelerin bazı enzimlerine/elementlerine karşı antikorlar oluşur. Günümüzde 5 antikor (adacık hücrelerine karşı antikor-ICA, Glutamik Asit Dekarboksilaz enzimine karşı antikor-GADA, insüline karşı antikorlar-IAA, protein kinazfosfataz enzimine karşı antikorlar-ICA512Bveya IA2 ve çinko taşıyıcı proteine karşı antikor-ZnT8) laboratuvarlarda
bakılabilmekte ve yüksek duyarlıklı ölçümlerde yeni tanı Tip 1 diyabetlilerin %98’inde bu antikorlardan en az birisi pozitif olarak bulunmaktadır.

Bazı araştırmalara göre Tip 1 diyabetli çocukların birinci derece yakınlarında bu
antikorlardan ikisi pozitif ise o kişinin gelecek 10 yılda diyabet olma ihtimali
%70 olarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla bu antikorların en az ikisinin pozitif
olması pankreas beta hücreleri hasarlanmasının bir göstergesi olarak kabul
edilebilir.

Tip 1 diyabet erken tanı ile önlenebilir mi?

Bu konu uzun süredir birçok açıdan incelenmiştir. Tip 1 diyabete yol açan
iltihabın bağışıklık sistemi ile ilgilisinden dolayı öncelikle bu sistem üzerine
etkili olan ilaçların (glükortikoidler, immünglobulinler vb.), düşük doz insülin
ile bir tür “erken duyarlılaştırma” tedavilerinin, inek sütü proteini içermeyen
mamalar ile beslenme gibi yöntemlerin Tip 1 diyabetin önlenmesi üzerindeki
rolleri araştırılmıştır. Ancak, şimdiye kadar bu yöntemlerden hiç biri ile
başarı sağlanamamıştır. Ne yazık ki günümüz koşullarında Tip 1 diyabeti
önlemek mümkün değildir.

Tip 1 diyabetli çocukların kardeşlerinde risk analizi yaptırmaya gerek var mı?

Bazı çocuk diyabet merkezlerinde; genetik bilgiler ve Tip 1 diyabete eşlik
eden antikorlar gibi bilgiler kullanılarak Tip 1 diyabetlilerin yakınlarında risk
hesabı yapılmaktadır. Ancak, Tip 1 diyabeti önlemek mümkün olmadığı için
bu tür risk hesaplarının pratik bir yararı yoktur. Buna ek olarak, Amerikan
Diyabet Birliği gibi güvenilir kuruluşlar bu şekildeki risk analizlerini
önermemektedir.

Tip 1 diyabetlilerin pankreası neden çalışmıyor? Ameliyatla bu durum düzeltilebilir mi?

Daha önce değinildiği gibi Tip 1 diyabetlilerde aslında pankreasın tamamı
değil, insülin üreten beta hücreleri zedelenmekte ve bir süre sonra insülin
üretemez hale gelmektedir. Bu hücreler ve aynı bölgede bulunan glukagon
salgılayan alfa hücreleri birlikte kan şekerinin otomatik olarak ayarlanmasını,
glikozun hücrelere girerek kullanılmasını ve sonuç olarak kan şekerinin dar
bir aralıkta (70-100 mg/dl arası) tutulmasını sağlarlar. Tip 1 diyabetlilerde bu
hücreler kalıcı olarak hasar görür ve bir süre sonra da yok olurlar. Dolayısıyla
bir çocuk Tip 1 diyabet olunca hasar gören hücreleri yeniden eski normal
haline döndürmek mümkün değildir. Böyle anlatınca ilk bakışta pankreasın
bir kısmını veya tamamını yerine koyan ameliyatlarla kesin çözüm bulunabilir
diye düşünülebilir ancak bu mümkün değildir.

Tip 1 ve Tip 2 dışında başka diyabet türleri var mıdır?

Günümüzde birçok ülkede çocuklarda ve gençlerde görülen diyabet
vakalarının %95’inden fazlasını Tip 1 diyabet oluşturmaktadır. ABD gibi bazı
ülkelerde ise şişmanlık sıklığındaki aşırı artışa bağlı olarak Tip 2 diyabet
vakaları da artmaktadır. Bu iki ana diyabet türü dışında eski ismi ile MODY
(Genç yaşta ortaya çıkan Tip 2 diyabet) yeni ismi ile “Monojenik Diyabet” olarak
da bilinen ve beta hücrelerinde zedelenme olmadan insülin salgılanmasının
bozulması ile karakterize diyabet türü de vardır. Bu tür diyabet vakalarında
pankreas gelişimini veya insülin salgılanmasını sağlayan genlerde bozukluk
vardır ve bu nedenle en az üç kuşakta genç yaşta diyabet görülür. Bu diyabet
türlerinin bazılarının insülin kullanmadan hapla tedavisi mümkündür. Genel
olarak diyabet tanısının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen ağırlık başına
0.5 üniteden daha az insülin kullanan ve bu insülin dozlarında kan şekerleri
normal düzeyde seyreden çocuklarda “monojenik diyabet” ihtimali akla
gelmeli ve gerekli genetik testler yapılmalıdır.

Balayı dönemi nedir? Balayı dönemi bir defadan fazla yaşanabilir mi?

Balayı dönemi, Tip 1 diyabetlilerde görülen geçici iyileşme dönemi olarak
tanımlanabilir. Bu nedenle, adını bir tür geçici mutlu olma halini tarif eden
“balayı”ndan almaktadır. Tip 1 diyabetlilerin %40 kadarında insülin tedavisi
başlandıktan ve kan şekeri düzene girdikten sonra insülin ihtiyacı giderek
azalmaya başlar ve dışardan hiç insülin almadan da kan şekeri normal
seyredebilir. Genel olarak kan şekerleri normal seyrederken (<120 mg/dl)
günlük insülin ihtiyacının günde 0.5 ünite/kg altına inmesi “Kısmi Balayı”,
hiç insülin almadan kan şekerlerinin normal olması ise “Tam Balayı” olarak
tanımlanır.

Balayı dönemi hem diyabetliler hem de araştırmacılar tarafından
heyecanla karşılanan bir durumdur. Çünkü diyabetin iyileşebileceği umudunu
yaratır. Balayı dönemine giren çocuklarda kan şekerinin düzelmesi ve dışardan
insülin verilmesi ile birlikte hem pankreas daha çok insülin salgılamaya
başlar, hem de kan şekeri yüksekliğine bağlı insülin direnci düzeldiği için
insülin ihtiyacı azalır. Diğer yandan bazı çalışmalar, beta hücrelerindeki
iltihabi süreçlerde kısmi bir düzelme dönemi yaşandığını göstermektedir.
Sonuç olarak bu dönemde diyabetliler rahat bir yaşam sürerler, ancak
balayı döneminin geçici olduğu unutulmamalıdır.

Balayı dönemi 1 yıla kadar uzayabilmekle birlikte şimdiye kadar
kalıcı olduğu bildirilmemiştir. Ayrıca ilaçlarla da kalıcı balayı sağlamak
mümkün olmamıştır. Yine de balayı dönemini uzatmak için çalışmalar sürdürülmektedir.

Genel olarak diyabetli çocuklar bir kez balayı dönemi yaşarlar. Tip 1 diyabet
tanısı alan çocuklarda üç yıl geçmesine rağmen günde 0.5 ünite/kg’dan az
insülin ile kan şekerleri normal düzeyde seyrediyorsa Tip 1 diyabet tanısı
gözden geçirilmelidir.

Tip 1 diyabetliler ortalama kaç yıl yaşar?

Son yıllardaki tıbbi gelişmelerin ve diyabetlilerin bakımının düzelmesinin
ışığında kendilerine iyi bakan Tip 1 diyabetlilerin normal bir ömür beklentisine
sahip olduğu söylenebilir. Bununla birlikte sürekli yüksek HbA1c ile yaşayan
ve erken dönemde komplikasyona sahip olan çocukların ömürlerinin bundan
olumsuz etkileneceği de bilinmektedir.

Diyabet belirtilerini erken tanımak ve erken hastaneye başvurmak neden önemlidir?
Erken hastane başvurusu diyabeti önler mi?


Tip 1 diyabet, tipik olarak ani başlayan, genellikle 2-3 hafta içinde diyabete
özgü çok su içme, çok ve sık idrar yapma, kilo kaybı gibi bulguların ortaya
çıktığı bir hastalıktır. Genel olarak bu bulgular dikkat çekecek kadar şiddetlidir
ancak çoğu zaman aileler ve çocuklar hekime erken dönemde gelmezler. Tip
1 diyabetin temel özelliği, insülin hormonu eksikliğidir ve insülin olmayınca
vücut enerji kaynağı olarak yağları kullanır ve bu da ketonların birikmesine
neden olur. Tanı gecikmesi durumunda gerek kan şekerinin aşırı yüksekliği,
gerekse aşırı keton birikimi nedeniyle “diyabetik ketoasidoz” adını verdiğimiz
ve bazen koma ile sonuçlanabilen bir tablo oluşur. Bu nedenle Tip 1 diyabetli
çocuklarda bulguların erken fark edilip, erken hastaneye başvurulması
ketoasidozun önlenmesi için önemlidir. Seyrek de olsa ketoasidoz hayatı
tehdit edebilir ve üzücü sonuçlar doğurabilir. Tip 1 diyabetlilerde ketoasidoza
girmeden tanı koymak önemlidir ancak bu diyabet gelişmesini ya da Tip 1
diyabetin kalıcı olmasını önlemeyi sağlamaz. Tip 1 diyabette bulgular ortaya
çıktığında insülin salgılayan beta hücrelerinin büyük çoğunluğu zedelenmiştir
ve günümüzde ne yazık ki bu hücrelerin iyileşmesi için kullanabilecek bir
tedavi yoktur.

Tip 1 diyabeti atlatma şansı var mı? Diyabetten kurtuldum, bitti
diye bir mucize ile geri dönen olur mu?


Tip 1 diyabetin iyileştirilmesi ve insülin tedavisinden kurtulmak bütün
diyabetlilerin en büyük özlemi olmakla birlikte, ne yazık ki günümüzde
henüz “diyabetten kurtulmayı” ve pankreasın eskisi gibi insülin salgılamasını
sağlayacak bir tedavi yoktur. Ancak, bu konudaki araştırmalar tüm hızıyla
sürmektedir. Özellikle balayı dönemini uzatmak, mümkünse kalıcı hale
getirmek için vücudun bağışıklık sistemi üzerine etkili yeni ilaçlar üzerinde
çalışmalar vardır. Tip 1 diyabetliler ve aileleri, diyabetin yaşam boyu kalıcı bir
hastalık olduğunu kabullenmekte güçlük çekerler ve hep bir mucize olmasını
beklerler. Eğer Tip 1 diyabet tanısı doğru ise bir mucize mümkün değildir.
Şimdiye kadar Tip 1 diyabet tanısı konan ve “diyabetten kurtuldum, bitti” diye
bir mucize ile geri dönen kimse yoktur. Bu bilgilere rağmen hemen hepsi
“umut taciri” olan bazı kişiler, çeşitli bitkiler ile diyabeti iyileştirdiğini ileri
sürerek diyabetlilerin umutlarını kötüye kullanmaktadır. Bu kişilere karşı
dikkatli olunmalı ve hiç bir şekilde mucize tedavilere kanıp diyabet tedavisinin
gereklerini yapmaktan vazgeçilmemelidir.

Diğer yandan daha önce Tip 1 diyabet tanısı konan bazı çocuklar ve
gençler, diyabet tanısı üzerinden 3-4 yıl geçmesine rağmen düşük doz
insülinle kan şekerlerini ayarlayabilirler ve kan şekerleri >150 mg/dl iken
serum C-peptid düzeyleri >200 pmol/L olabilir. Bu durumdaki diyabetlilerde
daha önce söylendiği gibi Tip 1 diyabet tanısının gözden geçirilmesi ve MODY
olarak bilinen genetik diyabet türlerinin araştırılması gereklidir. Tip 1 diyabet
tanısı ile izlenen bir çocukta daha sonra MODY türü diyabet tanısı konması
ve insülin tedavisinin kesilmesi bazen “mucize oldu ve Tip 1 diyabet iyileşti”
olarak algılanabilmektedir. Oysa söz konusu olan sadece diyabet türünde bir
değişiklik olması, yani tanı hatasının düzeltilmesidir.

Tip 1 diyabetliler neden insülin kullanmak zorundadır?

İnsülin yapılmasa kaç gün sonra durumları kötüleşir?


Tip 1 diyabet, vücudun ihtiyacı olan insülinin pankreasın beta hücreleri
tarafından üretilmemesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, üretilmeyen
insülin hormonunu yerine koymak vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Tip 1
diyabete bu özelliğinden dolayı eski yıllarda “insüline bağımlı diyabet” adı
verilmiş, daha sonra ise diğer tür diyabetliler de bir süre sonra insüline
bağımlı hale geldiği için bu isim bırakılmıştır. Tip 1 diyabetliler tanı anından
itibaren insüline bağımlıdır. İnsülin hormonu vücudumuzun enerji kaynağı
olarak kullandığı glikozun hücre içine girmesi için elzemdir ve insülin
olmadığında önce yağ dokusu daha sonra ise kas dokusu yıkılarak vücudun
enerji ihtiyacı karşılanmaya çalışılır ama bu fizyolojik bir yol değildir.
Tip 1 diyabetliler her gün ihtiyaçları kadar insülini iğne veya insülin
pompası ile dışardan almak zorundadırlar. Bazen bir iki doz atlamak bile
Tip 1 diyabetlilerin “ketoasidoz”a girmesine neden olabilir. Genel olarak
kendi vücudu hiç insülin yapmayan diyabetlilerin, insülin yapmadıklarında
bir kaç gün içinde durumları kötüleşir ve tehlikeli durumlarla karşı karşıya
kalabilirler.

Günümüzde insülin nasıl üretiliyor? İnsülinin içinde ne var?

İğneyle yapılan insülin ile pankreasın yaptığı insülin aynı mıdır?


İnsülin, eski yıllarda sığır ve domuz pankreasından elde edilirken,
günümüzde “Recombinant DNA” teknolojisi ile bakteriler tarafından
üretilmektedir. Dolayısıyla kullandığımız insülinler pankreasın ürettiği
insülin ile aynı özelliklere sahiptir. Bu nedenle kullandığımız insülinler
“İnsan insülini” olarak tanımlanır. İnsülin, 51 aminoasitten oluşan ve
molekül ağırlığı 5808 dalton olan bir proteindir. İlk kez 1921 yılında Frederic
Banting ve Charles Best tarafından ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Son yıllarda genetik mühendisliğindeki gelişmeler ile insülin aminoasit
yapısı değiştirilerek emilim hızı farklı sentetik insülinler de üretilmeye
başlanmıştır. Analog insülin olarak da bilinen bu insülinlerin sadece emilim
hızları farklıdır; diğer özellikleri ise pankreastan salgılanan insülin gibidir.

İnsülin kan şekerini nasıl düşürüyor? İnsülin kilo aldırır mı?

Besinlerle alınan veya karaciğer tarafından kana verilen glikoz insülin
sayesinde hücre içine girer ve enerjiye dönüşür. Fazla glikoz ise yağ
olarak depolanır. Tip 1 diyabetli olmayanlarda besinlerle alınan şeker ile
pankreastan salgılan insülin miktarı arasında çok ince bir ayar mekanizması
vardır. Pankreas beta hücreleri, kan şekeri ile çok yakın bir ilişki içinde olup,
ne kadar gerekli ise o kadar insülin salgılarlar. Bunun tersi olduğunda,
örneğin bazı hastalıklarda olduğu gibi pankreas fazla insülin salgıladığında
veya fazla insülin uygulandığında gereğinden fazla glikoz hücre içine girer
ve kan şekeri hızlı bir şekilde düşer. Yani insülin, glikozun damar içinden
dokulara geçmesini sağladığı için kan şekerini düşürür. Beynimize ise glikoz
insülinden bağımsız bir şekilde girer ve beynimiz kandaki glikoz miktarından
doğrudan etkilenir. Dokulara gereğinden fazla glikoz geçtiği için kan şekeri
düşerken, bu kez beyne giden glikoz azalır ve kandaki glikoz düzeyi 70 mg
altına inince kan şekeri düşüklüğü bulguları hissedilmeye başlar.

Diğer yandan kilo alımı ile insülin arasında doğrudan bir ilişki yoktur.
Tip 1 diyabet olan çocuklar zayıflama şikayeti ile hekimlere başvururlar ve
insülin hormonu yerine konunca daha önce kaybettikleri kiloları geri alırlar.
Bunun nedeni, insülinin yağ dokusu sentezini arttırmasıdır. Kilo alınması
için hem gereğinden fazla karbonhidrat almak ve bunu dengelemek için de
fazla insülin yapmak gerekir. Sağlıklı beslenen ve gerektiği kadar insülin
alan diyabetliler kilo almazlar. Dolayısıyla insülinin doğrudan kilo aldırıcı
etkisinden söz etmek doğru değildir.

Kan şekeri yükseldiğinde neden çok idrar yapılır?

Normal koşullarda böbreklerden süzülen suyun büyük bir kısmı böbrek
kanallarından geri emilir ve sadece atık maddelerin idrarla akmasını
sağlayacak kadar su idrar yollarına geçer. Kan şekeri belli bir düzeyin (180
mg/dl) üzerine çıktığında ise böbreklerden “taşar” ve idrarla şeker atılmaya
başlar. İdrarla atılan şeker böbreklerin ince kanallarından geçerken suyun
geri emilmesini engeller ve bu nedenle de idrar miktarı artar. Normal
koşullarda fazla idrar yapıldığında susama merkezi uyarılır ve çok su içilerek
vücudun su dengesi korunmuş olur.

Kan şekeri düşünce her insanda sinirlilik oluşur mu?

Kan şekeri düşüklüğü olan çocukların hemen hepsinde “sinirlilik”,
“huzursuzluk” olarak tanımlanan belirtiler olur. Bunların nedeni adrenalin
gibi kan şekerini yükseltmeye çalışan ve stres hormonu olarak da bilinen
hormonların kanda yükselmesidir. Bu hormonlar hemen devreye girerek
kan şekerinin daha fazla düşmesini engellerler ama bu arada “çarpıntı”,
“terleme”, “sinirlilik” gibi bulgulara neden olurlar. Bu bulgular kan şekeri
düşüklüğünü haber veren “alarm bulguları” olarak da tanımlanır. Diyabetli
çocuklar bu bulgular sayesinde hemen kan şekerlerini ölçer ve gerekirse
meyve suyu gibi basit karbonhidratlar alarak kan şekerinin daha fazla
düşmesini engellerler. Genel olarak sinirlilik gibi bulgular kısa sürelidir ve
kan şekeri yükselince bir rahatlama olur.

Kan şekeri düşüklüğü sık olduğunda, kan şekeri yüksekliğinde
olduğu gibi bazı dokular hasar görür mü?


Evet hasar görür ancak biraz farklı bir durumdur. Kan şekeri yüksekliği,
çok uzun sürede ve daha çok göz, böbrek ve sinirlerde kalıcı zararlara yol
açar. Bu zararların nedeni özellikle damarların iç tabakasını döşeyen endotel
hücrelerinin içine gereğinden fazla şeker girmesi ve buna bağlı olarak ince
damarların zedelenmesidir. Kan şekeri düşüklüğünde ise esas olarak
merkezi sinir sistemi adı verilen beyin ve çevresindeki dokular etkilenir. Kan
şekeri düşüklüğü beyin hücrelerinin şekersiz kalmasına neden olacak kadar
şiddetli ve uzun sürerse beynin bazı bölgelerindeki hücreler kalıcı olarak
hasarlanır. Özellikle küçük yaşlarda (5 yaşından önce) sık ve şiddetli kan
şekeri düşüklüğü yaşayan çocuklarda öğrenme güçlüğü oluşabilmektedir.

Hipogliseminin hissedilmemesinin nedeni nedir?

Kan şekerinin sık düşmesi, kan şekeri düşüklüğünün hissedilmesini
sağlayan ve “otonom sinir sistemi” adı verilen sinir dokularında duyarsızlığa
ve bunun sonucunda kan şekeri düşüklüğünün hissedilmemesine neden olur.
Sık kan şekeri düşüklüğüne bağlı olan “hipoglisemiyi hissetmeme” genel
olarak geçicidir. “Hipoglisemiyi hissetmeme”nin bir başka nedeni ise, kan
şekerinin sürekli yüksek olması sonucu oluşan kılcal damar zedelenmesine
bağlı “otonom nöropati”dir ve bu şekildeki kan şekeri düşüklüğü duyarsızlığı
kalıcı olabilir.

Kan şekeri yüksekliği ve keton pozitifliği durumunda ne yapılmalıdır?

Diyabet tedavisi sırasında her şey doğru yapılsa dahi kan şekerleri yüksek
olabilir. Ancak, kan şekerlerinin sürekli yüksek olması, özellikle de keton
oluşması işlerin yolunda gitmediğini gösterir. Bir çocuğun kan şekeri üst üste
240 mg ve üzerinde ise mutlaka idrarda veya kanda keton ölçülmelidir. Kan
şekeri yüksek olan çocuklarda belirgin bir şekilde bitkinlik/halsizlik varsa
bu insülin eksikliğinin, daha ötesinde keton oluşumunun bir göstergesidir.
Vücut insülin eksikliğinde enerji kaynağı olarak yağları kullanır ve o zaman
“keton” adı verilen, birikince bulantı, kusma, karın ağrısı, hızlı nefes alıp
verme, bilinç değişiklikleri gibi “zehirlenme” belirtilerine yol açan maddeler
birikir.

Kan şekeri yüksek ama keton negatif ise bol su içilmeli, öğün öncesi insülin
dozu %10-20 oranında artırılmalı, uzun süreli ve ağır şiddetli egzersizlerden
kaçınılmalıdır. Hem kan şekeri yüksek hem de keton pozitif ise bol su ya da
soda içilmeli ancak bunun yanında yemek öncesi insülin dozu en az %20
oranında artırılmalı ya da en iyisi keton negatif oluncaya kadar 4 saat aralar
ile ağırlık başında 0.1 ünite ek doz hızlı etkili insülin yapılmalıdır. Bunlara rağmen
keton negatif olmaz veya bulantı/kusma başlarsa günün hangi
saatinde olursa olsun (gece yarısından sonra dahil) bir hastaneye gidilmelidir.
Bu önlemler ateşli hastalık durumlarında çok daha fazla önem kazanır.
Unutulmamalıdır ki, ketoasidoz nedeniyle hastaneye her yatış, diyabetli
bireyin vücudunu hırpalayacak ve diyabet tedavisini aksatacaktır. Bu nedenle
kan şekeri yüksekliği, özellikle de keton pozitifliği iyi bir şekilde yönetilmedir.

Glukagon kol bölgesine yapılabilir mi? Spordan sonra olan
baygınlıkta glukagonun etkisi daha mı azdır?


Glukagon ağır hipoglisemi ve acil durumlarda kan şekerinin hızlı bir
şekilde yükselmesi için kullanılan bir ilaçtır. Glukagonun en iyi şekilde etki
gösterebilmesi için kas içine yapılmalıdır. Kas içine yapılma bakımından ise en
uygun bölge uyluk veya kalça bölgeleridir. Bu nedenle glukagon kol bölgesine
yapılmamalıdır. Glukagon karaciğerde depo olarak bulunan glikojenin hızla
glikoz olarak kana geçmesini sağlayarak kan şekerini yükseltir. Eğer bir kişi
uzun süredir karbonhidrat almadan spor yapıyorsa karaciğerdeki glikojeni
azalmış olabilir ama bu durumda dahi kan şekeri düşüklüğüne bağlı baygınlık
varsa glukagon yapılmalıdır.

Diyabetlilerin boyları kısa mı kalır?

Diyabet kontrolü iyi olan çocuklar, normal ve başarılı bir ömür sürecekleri
gibi, kendi genetik potansiyellerine uygun bir boya da erişebilirler. İnsülin,
büyümeyi sağlayan hormon (büyüme hormonu) ve faktörlerin (insülin benzeri
büyüme faktörü-1) yeterli salgılanmasında ve etkisinde olumlu rolü olan bir
hormondur. Bu nedenle yeterli insülin alan çocuklar normal büyürler. Ancak,
uzun süre kötü metabolik kontrolü olan ve yetersiz insülin alan çocukların
büyümeleri yavaşlar ve bu çocuklar ergenliğe geç girerler. Eski yıllarda kötü
metabolik kontrol yaygın bir sorundu ve diyabetli çocukların bazılarında boy
kısalığı, yağlanma ve glikojen birikmesine bağlı karaciğer büyümesi, geç
ergenlik ve karın şişliği ile kendini gösteren “Mauriac” sendromu görülürdü.
Tekrar belirtmek gerekirse, boy kısalığı Tip 1 diyabetin değil, uzun süreli kötü
metabolik kontrolün bir sonucu olarak görülebilir.

Tip 1 diyabetli çocuklar diğer çocuklara göre çölyak hastalığına daha sık mı yakalanırlar?

Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin %1-10’unda çölyak hastalığı
görülmektedir ve bu oran diğer çocuklara göre yüksektir. Tip 1 diyabet
ve çölyak birlikteliği, ikisinin de “otoimmün” (bağışıklık sisteminden
kaynaklanan) hastalıklar olmasından kaynaklanır. Çölyak hastalığının
5 yaşından önce diyabet tanısı alanlarda daha sık görüldüğü, çölyak
tanısının çoğunlukla Tip 1 diyabet tanısından sonraki 2 yıl içinde konduğu
bildirilmektedir. Çölyak hastalığı çoğunlukla belirsiz bulgulara sahiptir ve
bu nedenle de Tip 1 diyabetlilerin yıllık takiplerinde çölyak taraması yapılır.
Bununla birlikte ishal ya da kabızlık, karın ağrısı/şişliği, sindirim güçlüğü,
iştahsızlık ve büyümesinde yavaşlama olan çocuklarda çölyak taraması
yapılmalıdır. Tanı konmayan çölyak vakalarında sıklıkla kan şekeri düzeyi
düşer ve insülin ihtiyaçları giderek azalır. Çölyak taraması için kanda IgA
formunda antikorlara (tTG-A ve/veya EMA) bakılır.

Diyabetli çocuk ve gençlerin okul gezilerine katılmasında, beden
eğitimi derslerine girmesinde bir sakınca var mıdır?


Diyabetli çocuk ve gençlerin okul gezilerine ve beden eğitimi derslerine
katılmalarında hiç bir sakınca yoktur. Aksine fiziksel aktiviteyi artırmak, kan
şekerlerinin daha normal ve düzenli gitmesini sağlar. Ayrıca diyabetlilerin
diğer yaşıtları gibi her türlü okul aktivitesine katılmasında yarar vardır.
Diyabet tedavisinin gerekleri yerine getirildiğinde, diyabetli olmak hemen
hiç bir şeye engel değildir. Bütün bu bilgilere rağmen bazı öğretmenler
“sorumluluk alamam” diyerek, diyabetli çocuklara karşı gereğinden fazla
korumacı, dolayısıyla kısıtlayıcı davranabilmektedir. Oysa diyabetli çocuklar
okul yaşamında karşılaşabilecekleri sorunlarla, özellikle de kan şekeri
düşüklüğü ile baş edebilecek bilgi ve becerilere sahiptirler.






Sağlıkla Kal .....
Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap
Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap